![]() |
TERÖRÜ LANETLİYORUZ |
![]() |
DUYURU: ![]() GencForm'a Hoşgeldiniz... |
This topic is about 31 temmuz 2008 perşembe, the author, Seniseviyorumafranur, wrote about: Son sözleri sorulduğunda;-Ben suçsuzum! Diyebilmişti ancak… ‘Ben suçsuzum’Oysa savcı, hafif bir tebessümle kararı okuduğunda; söyley ... To read more just scroll down
Önemli : Bölüm KuralıGünün Sözü&Şiiri, Günün Hikayesi, Günün Şarkısı ve Günün Resmi bölümlerine yorum yazmak yasaktır. Sadece içeriğe uygun olarak mesaj yazılabilir.
Başlıklar ancak günün tarihine uygun olarak açılabilir.Örn:9 Mayıs Cuma gibi.
Geçmiş tarihlere, cevap verilmesi yasaktır.
![]() |
31 temmuz 2008 perşembe, Yitik hayatlar |
||||||
31.07.2008, 11:27:36
İleti
#1
|
|
![]() Sessiz bir KÖşEde yiNE tEK baŞImAYım.. Grup: MODERATÖR Üye No: 1,746 Cinsiyet :
Katılım: 29.03.2008 İleti: 3,397 Konuları: 1,990 Nereden: ANTALYA
|
Son sözleri sorulduğunda;
-Ben suçsuzum! Diyebilmişti ancak… ‘Ben suçsuzum’ Oysa savcı, hafif bir tebessümle kararı okuduğunda; söyleyecek çok daha fazla sözü olduğunu anlamıştı. Dile kolay… On sekiz yıl altı ay! —Hadi hareketlen biraz zibidi!.. Gardiyan Bahtiyar’ın ensesine patlattığı tokatla birlikte söylenip duruyordu. Bahtiyar’a bu hiç koymamıştı oysa… Kafası önünde söylendi bir ara; —Mahkûmun ensesinde gardiyanın tokadı, gardiyanın başında başgardiyanın tokmağı, onun da gözlerinde cezaevi müdürünün iki parmağı… Gardiyan duraksamıştı bir an. Akabinde küfürler savururken; önünden geçtikleri koğuşlardan gelen sesler yankılanıyordu, karman-çorman düşüncelere gömülü kafasının içinde... —Hoş geldin! —Allah kurtarsın! Hangi blokta olduğunu bilmiyordu ama ‚D’ koğuşunun kapısında duyuyordu bu sesleri ve belli ki iki kişiydiler. Biri diğerini görmüyor, Bahtiyar ise ikisini de göremiyordu. ‘Eyvallah’ diyebilmişti ite-kaka sürüklenirken… Sadece eyvallah… İçeriye gireceği sırada, gardiyana dönüp: —İnsan var… Dedi ve güldü. Gardiyan da güldü tabii ki... Akabinde; —İnsancık da var… Dedi ve içeriye girdi… Bir an, yarı utanmış, yarı insanlığından uzaklaşmış bir halde; Ömer gardiyanın yerinde olmak istediğini sezdi ama ‘Bahtiyar’ onun yerinde olmayı asla istemezdi… Tek suçu, yanlış zamanda yanlış yerde olmaktı. Nerden bilecekti ki bunu. Garip bir hüzün çöktü üzerine. Yerde yatan ceset gözlerinin önünden ayrılmıyordu. Ölene, arkasında kalanlara mı üzülecekti yoksa içindeki insan sevgisinden habersiz bir mahkemenin, işlemediği bir cinayetten dolayı, hayatının neredeyse geri kalanını dört duvar arasında geçireceğine mi yansaydı… Yaşamanın tadı, hayatın anlamı kalmamıştı Bahtiyar için… Duvarların soğukluğu yüzüne çarpıp, yüreğini buz kalıbına döndürmüştü çoktan… İçindeki ıssızlığı nemli tavanlar doldurabilmişti ancak. Soğuk, küf kokulu, nemli tavanlar… Gün boyu kulak verdiği saat tik-takları teselli edemezdi artık onu… Zaman her an eksiliyor, eksildikçe; suyu boşalmış bir havuza, plastik bir çiçeğe, yapraklarını dökmüş bir ağaca, unutulmuş bir oyuncağa dönüyordu kısacık, aciz ömrü... Artık, eski bir çerçeveye yerleştirilmiş; siyah beyaz, kenarı yırtılmış, ortasından da kocaman şerit halinde bant geçmiş, eski püskü bir resim gibi duvarda asılı duruyordu benliği. Henüz on dördüncü gününde; içerde geçirmesi gereken zamanı hesapladı. On sekiz yıl beş ay on altı gün derken, kaybetmişti kutup yıldızını... Artık ona yol gösteren; yaşaması, azmedip suçsuzluğunu ispat etmesi gerektiğini söyleyen, ona güç veren mantığı yoktu nedense… Kaybetmişti… Belki koğuşuna apar topar getirilirken düşürmüştü, belki de mahkemede karar açıklandığı vakit ki duygu fırtınasında savrulmuştu parçaları sağa sola… Bir enkazdı geri kalan… Denizde boğulan bir balık, sessiz sedasız batan bir gemi gibi hissetti kendini… Son kez hayatla hesaplaşmaya karar verdi, kimsenin yüreğine yanaşmadığı bir ıssızlıkta… Nefesi daraldı bir an. Abdest aldı, iki rekât namaz kıldı, dua etti, savcıya söyleyemediği iki cümleyi, bir kâğıda büyük harflerle karaladı… Sabah elindeki kahvaltıyla kapıyı açan Ömer gardiyan; özgür olduğunu belirten bir kararla müjde verecekti Bahtiyar’a… Asıl suçlu ifadesinde suçunu itiraf etti diyecek, helallik alacaktı... Oysa her şey için çok geç kalınmıştı… Koğuşu aydınlatan lambaya belindeki kemeri bağlamış, ilmiği boynuna geçirip, dipsiz kuyuların karanlığında, derin uykulara dalmış Bahtiyar’ın cansız bedenini görünce; meslek hayatının en zor anını yaşamakta olduğunu fark etti. Daha üçüncü haftasında olduğu meslek hayatının… Şaşkınlık içinde, diğer gardiyanları yardıma çağırdı… Bahtiyarın cansız bedenini koğuştan çıkaran gardiyanların arkasından boş gözlerle bakarken gözüne masanın üzerindeki kâğıt ilişti... Merak ve vicdan azabıyla karışık duygular içinde elini masanın üzerindeki kâğıda uzattı… Çevirip okumakla, okumamak arasında geçirdiği on dakikanın ardından; kendisi için büyük olan bir cesaret göstererek, çevirdi kâğıdı ve ömrü boyunca unutamayacağı şu iki cümleyi okudu: ‘ÇOCUKLARIMIZA BARIŞI ÖGRETMELİYİZ! AKSİ HALDE ONLAR; KENDİ ÇOCUKLARINA SAVAŞI ANLATIRLAR...’ -------------------- ![]() |
|
|
|
![]() ![]() |
| Basit Görünüm | SEO by MinervaSEO © Icelabz.net |
Tarih : 10.01.2009 - 06:39:19 |